Tanım
ÜLKÜCÜ HAREKET ENGELLENEMEZZZ!!!!
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
|
|
(ÜLKÜCÜ ŞEHİT) GÜN SAZAK--27 MAYIS 1980
1932 Yılında Eskişehir‘in
Sazak Köyünde doğdu.
Amerika’da Ziraat tahsili gördü
Bir süre çiftçilik yaptı .
Sonra inşaat işlerine başladı.
Yüksel inşaatı kurdu.
Başbuğun isteğiyle siyasete girdi
2. MC Hükümetinde Gümrük ve
Tekel Bakanlığı yaptı.
Fenerbahçe Kulübünde Başkanlık
Yapan Güven Sazak Kardeşi,
57. Hükümet Döneminde
Genel Başkan
Yardımcılığı ve
Eskişehir Milletvekilliği
Süleyman Servet Sazak oğludur.
1980 yılının 27 Mayıs günü eşi ile gittiği bir ziyaretten dönüp
Arabadan eşyalarını indirirken komünist uşaklar tarafından
çapraz ateşe tutuldu, Hastaneye kaldırılırken yolda
Şehadete erdi.
Cenazesi Ankara
Hacı Bayram Camisinde
Kılınan namazdan sonra
Eskişehir’in Sazak
Köyünde defnedildi.
|
|
|
ERTUĞRUL DURSUN ÖNKUZU---23 ARALIK 1970
Tokat’ ın Zile ilçesinde doğdu
Şehit edildiğinde Ankara’ da Erkek Teknik
Yüksek Öğretmen Okulunda okuyordu
Okul hain Komünistlerce işgal edildi
Önkuzu ile beraber üç ülkücü rehin alındı
Dursun Önkuzu’ ya aç susuz üç gün işkence edildi
Ciğerlerine Pompa ile hava basılıp
okulun dördüncü katından atılarak şehit edildi
Emniyet Önkuzu’ ya cenaze töreni yaptırmamak
için her türlü yola başvurdu
Cenazeyi teslim etmediler
Teslim almaya gelen Ülkücüleri tutukladılar
Ancak tüm baskılara rağmen Mahşeri bir kalabalıkla
Memleketinde defnedildi
ALİ BÜLENT ORKAN--13 AĞUSTOS 1982
Ali Bülent Orkan
13 Ağustos 1982 Cuma günü sabaha karşı
Ankara Ulucanlar cezaevi'nde asılarak şehit edildi
Mübarek bedeni Ankara Karşıyaka
Asri mezarlığı’na defnedildi
Ruhu şad makamı cennet ...
CENGİZ BAKTEMUR---2 MAYIS 1982
2.5.1982 Malatya’nın Doğanşehir ilçesine
bağlı Polat köyünden olup 20 yaşındaydı
Liseyi yeni bitirmişti. Doğanşehir’de meydana gelen
bir olaya adı karıştığı için tutuklanıp cezaevine kapatıldı
ve 12 Eylül Mahkemeleri’nde yargılanarak idam
cezasına mahkum edildi
2 Mayıs günü, sabahın erken saatlerinde
Elazığ Kapalı Cezaevi’nde asılarak şehit edildi
Cenazesi, Doğanşehir Mezarlığı’na defnedildi
Şehadete hazır olan Cengiz’e usulen son arzusunu sordular
-Bir bayrak ve Kur’an-ı Kerim istiyorum!!!
Ortalık bir anda hareketlendi.
Az sonra birisi, elinde bir Kur’an-ı Kerim ile geldi
Cengiz, Kur’an-ı aldı ve 3 kere öpüp başına koydu.
Sakin bir edayla dürülü olan bayrağı açan Cengiz,
iki eliyle kenarlarından tuttuğu bayrağı göğsü hizasına
kadar kaldırarak ileri uzattı ve sesli olarak:
-Ey benim şerefli bayrağım...
Ben seni dalgalandırmak için çok mücadele ettim
ama seni dalgalandırmaya gücüm yetmedi...
dedikten sonra öpüp başına koydu
İKİ KERE ASTILAR CENGİZİ
Cellat tabureye tekmeyi vurup kaçtı
Anlaşılmaz bir hırıltı kapladı ortalığı...
Cengiz hala can çekişiyordu.
İçlerinden biri, avazının çıktığı kadar bağırdı:
-Böyle bir işkence olamaz ... Tutun lan, kaldırın..!
İki asker Cengiz’i ayaklarından tutup havaya kaldırdılar.
Az sonra bir köşeye sinmiş olan cellat bulunup geri getirildi
bu defa ipi Cengiz’in boynuna tam geçirmesi söylendi.
Ve... cellat, tekrar tabureye tekme attı...
Cengiz, yağlı urganın ucunda hafif hafif sallanırken
güneş ışıkları da ufuğu aydınlatmaya başlamıştı.
|
Tarih: 12:59, 24/6/2006 |
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|
ÜLKÜ YOLUNDA İLK ŞEHİT
RUHİ KILIÇKIRAN (4 OCAK 1968)
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
2. Sınıfta okuyordu.22 yaşındaydı
Ramazanda iftarını yaptıktan
Sonra yurdun kantininde otururken Komünistlerce
Şehit edildi. Memleketi Osmaniye’de defnedildi
Ruhu Şad Mekanı Cennet… |
|
| |
Tarih: 12:36, 24/6/2006 |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|
3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayları " |
|
Milliyetçilik, tüm dünya milletleri arasında geçen mücadelede, sosyal yapıdaki en büyük silah ve güç olma özelliğini korurken, Türk milliyetçileri 3 Mayıs 1944 günü devletin resmi yetkilileri tarafından her türlü işkence ve zulümle yargılanmışlardır.
Türk Milliyetçilerinin varlık sebebi, Türk Milletinin bütünlüğünü, birliğini ve milli kimliğini savunmak esaslıdır. Bu anlamda Cumhuriyetimizin kuruluşu bir Milli Mücadele olarak Türk Milliyetçilerinin eseridir. Kendi vatanında, milletine olan bağlılığı en açık ve berrak şekilde ifade eden insanlar maalesef bu sevgisinin bedelini en ağır şekilde 3 Mayıs 1944'de ödemişlerdir.
Fakat Türk milletini her türlü emperyalizmden korumak için; varlıklarını, her yönü ile ortaya sunan Türk Milliyetçilerinin verdikleri mücadele bugün net bir şekilde anlaşılmaktadır. Dün Türk milliyetçilerini en ağır şekilde eleştirenler, şimdilerde ise onlara hak vermenin mecburiyetini yaşamaktadırlar.
Bugün Türkiye, etnik milliyetçilikleri körükleyen ve Türk Kimliğini her fırsatta reddeden bir siyasi anlayışla temsil edilmektedir. Türk Milliyetçileri bugün, teslimiyetçi-gayrı milli politikalara karşı yine Yüce Türk Milletinin hizmetindedir. “Lider Ülke Türkiye” hedefi ile Türk Milliyetçileri herkese ve her şeye rağmen, milleti ile beraber bu mücadeleyi kazanacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, Türklük bayrağını her türlü engellemeye karşı dalgalandırmayı kendilerine hayat felsefesi edinmiş olan ülkü devleri, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş, H.Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay, Necdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Zeki Velidi Togan, Muzaffer Eriş, İsmet Tümtürk ve daha birçok Türk milliyetçisini rahmet ve minnetle anıyoruz. 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olaylarının 62.yıl dönümünde Türk Milletinin mutlu ve huzurlu günlerde varolması dileklerimizle önümüzdeki yılların Türklük adına başarılarla dolu olmasını temenni ediyoruz.
Türklüğü etken ve egemen kılma gayret ve ümidiyle tüm Türk Milliyetçilerinin bayramını kutluyoruz.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN.
| |
|
| |
Tarih: 01:43, 2/6/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|
|
TURK-TURAN TARİH DUSUNCESİ
Türk tarihinin Kavimler göçünden önceki (M.S.IV.yüzyıl ortalarına kadar) en eski çağları henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Türk kavimleri devlet kuran, mükemmel teşkilâtı olan, yapıcı ve yaratıcı bir unsur olarak dünya tarihinde çok erkenden kendilerini göstermişlerdir.
Türk ilinde geçmişlerde meydana gelen olaylar Türk milletinin her bakımdan büyük bir millet olduğunu göstermek için esaslı bir delil teşkil etmektedir. Türk kavimleri tarih sahnesine çıkalı hem devlet teşkilâtı hem disiplinli hayat ve askerî teşkilât bakımından en yüksek mertebeye ulaştıklarını daima göstermişlerdir.
Tarihî şartların icabı olarak Türk kavimlerinin bir kısmı göçebe olmakla beraber, ziraatla meşgul olarak yerleşik hayata geçip ticaret ve sanatla uğraşarak şehirlerde yaşayan Türk zümrelerine de çok dönemlerde tesadüf edilmektedir. Bu bakımdan Türkler'in eski çağlarını yalnız''göçebe bir zümre'' sanmak doğru değildir.
Eski Türkeli'nin büyük bir sahası bozkır olması itibariyle bura ahalisinin mühim bir kısmı tabiî şartlara uygun olarak göçebe hayatı geçirmek mecburiyetinde kalmıştır. Türkler'in kurdukları gerek ''göçebe'' ve gerek “yerleşik” devletlerin, kuvvetli şahsiyetler ve mükemmel teşkilatlar sayesinde büyük faaliyetler gösterdiği, yerine ve sırasına göre hayatın her sahasında gayet verimli işler icra ettiğini görüyoruz.
Bu sebeple Türkler, büyük askeri devletler vücuda getirildiği gibi, ticaret, iktisat ve kültür merkezleri yaratan gayet mühim Türk devletlerini veya zümrelerini tarihler kaydetmektedir.
TÜRK TURAN TARİHİ DÜŞÜNCESİ
Tarih boyunca birçok Türk devleti kurulmuş, bunların bazıları süper güç (cihan devleti) olarak dünyaya hükmetmiştir. Fakat hemen belirtelim ki, ayrı ayrı isimler taşıyan bu devletler, aslında bir tek devletin, Türk Devleti'nin devamı idiler. Değişik adlarla anılmaları, kurucularının, hanedanlarının, beylerinin adlarını devlet adıyla bir tutmalarından ileri geliyordu. Bazen aynı dönemde birkaç Türk devletinin bulunduğunu, hatta bunların birbirleriyle üstünlük kurma savaşı yaptıklarını da görüyoruz. Bu durum başka milletlerin tarihlerinde de görülür. Şu farkla ki, bu milletler zaman zaman varlıklarını devlet olarak koruyamadıkları halde, tarih boyunca en az bir bağımsız Türk devleti daima bulunmuştur.
"Türk devletleri" deyimi için bu kısa açıklamadan sonra şu hususu da belirtmek isteriz:Türk devletlerinin sayısı Cumhurbaşkanlığı forsunda simgelenen Türk devletleri, belki Türk tarihinin en parlak yıldızları idi, ama tarihimizin parlak yıldızları bunlardan ibaret değildir. Bu yıldızların ilki olarak gösterilen Asya Hun İmparatorluğu da şüphesiz ilk Türk devleti değildi. Fakat yakın zamana kadar yazılı belgeler bize Türk tarihini ancak Hun Türkleri'nden başlatacak kadar bilgi vermektedir.
Gerek İslâm öncesi, gerek zamanımıza kadar devam eden İslâmî devirde, değişik adlarla tarihte yer alan Türk devletlerinin sayısı 110'dan fazladır. Bunların 15'i büyük hakanlık (imparatorluk), 38'i imparatorluk olmayan devlet, 34'i beylik, 4'ü atabeylik, 17'si hanlıktır. Ayrıca 1918'den bu yana kurulan Türk cumhuriyetlerini de sayıyoruz ki, bunların sonuncusu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir.
Hakanlık, beylik, atabeylik, gibi devlet şekilleri başka milletlerde pek görülmez. Başka milletlerin de buna benzer siyasî kuruluşları elbette vardır ama birçok bakımdan farklılık gösterirler.
Türklerin birçok devleti ve çeşitli kavimleri hakimiyetleri altına alarak kurdukları büyük devletlere Hakanlık ya da kısaca İl veya El denirdi. İmparatorluk halini almamış devletler de bazen yine "İl" veya "El" genel adıyla anılırdı.
İmparatorluk haline gelmiş Türk devleti, meselâ Hun imparatorluğu, geniş coğrafî bölgeleri ve çeşitli toplulukları daha iyi yönetmek için "Doğu Hakanlığı" ve "Batı Hakanlığı" olarak ikiye ayrılırdı.Teorik olarak en büyük hükümdar Doğu Türk Eli'nin Hakanı idi ve Batı Türk Eli'nin hakanı ona tâbi olurdu. Her iki hakanlığın yönetiminde Türk olmayan milletler de vardı. Bu idarî bölünme Gök-Türk'lerde de görülür. M.Ö. 2. yüzyılda Asya Hun İmparatorluğu'nda Türk hâkimiyetine giren yabancı devletlerin sayısı 26, Attila zamanında (M.S. 5. yüzyıl) Batı Hunlarına bağlı çeşitli yabancı milletlerin sayısı ise 35 kadardı.
"BEYLİK" ler, hakana tâbi idiler ama, sınırları belli bir araziye sahiptiler ve aslî unsuru Türkler oluştururdu. Kendi sınırları içinde tam bağımsız idiler. Yalnız savaşlarda hakana yardım ederler, diğer zamanlarda da vergi verirlerdi: Karluk Beyliği, Tolunlular Beyliği, Saltuklu Beyliği, Karamanoğulları Beyliği, Aydınoğulları Beyliği... vb. Bazen beylikler çok büyüyüp gelişir ve hakanlık zayıflayıp çöktüğü zaman onun yerini alırdı. Meselâ bir Selçuk Bey, bir Osman Bey çıkar, kendi adları ile anılan beylikleri yine kendi adları ile anılan imparatorluklar haline getirirlerdi.
"ATABEYLİK" de başka milletlerin tarihinde pek görülmez. Atabey, hükümdarların çocuklarını, küçük tiginleri, yani küçük prensleri eğiten, uzak bölgelere tecrübe kazanmaları için gönderilen bu hükümdar çocuklarına öğretmenlik, naiplik yapan bilge kişilere verilen bir ünvandı. Bunlardan bazıları, özellikle merkeze uzak yerde olanlar, devlet zayıfladığı zaman bulundukları yerin idaresini kendi ellerine alır, bağımsızlıklarını ilan ederlerdi. Meselâ Tuğteğinliler ve Böriler Suriye Atabeyliği'ni, İl-Denizliler Azerbaycan Atabeyliği'ni kurmuşlardı.
"HANLIK"lar daha çok Altın-Ordu devletinin dağılmasından sonra meydana çıkmış siyasî yapılardı. Timur, Ozbekistan'ı aldıktan sonra Altın Ordu devleti dağılmış ve Kıpçak bozkırlarında yaşayan, hanedana mensup yöneticiler arasında taht mücadelesi, hükümdarlık mücadelesi başlamış, mücadeleyi yapanlar ya da kazananlar, kendilerine, eski Türk devletinin hakanlarını temsil etmek için "Han" veya "Kağan" ; kurdukları devlete de "Hanlık" demişlerdir: Kazan Hanlığı, Özbek Hanlığı, Kırım Hanlığı, Buhara Hanlığı, Kaşgar-Turfan Hanlığı... gibi.
Hun İmparatorluğu'ndan önce de Türk devletleri kurulmuş olduğu muhakkaktır, fakat belge ve kaynak yetersizliğinden bunların varlığını ancak Asya Hun imparatorluğu'ndan itibaren takip edilebilmekteyiz.
|
|
|
|
|
| |
Tarih: 01:35, 2/6/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|
Kızıl Elma / Turan
Türkler, özellikle Oğuz Türkleri arasında cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmuş bir mefhum veya mefkuredir. Kızılelma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre batı yönünde ulaşılması gereken bazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan veya cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur. Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan Kızılelma, Türkistan sahasından Hazar denizinin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altın top (Kızılelma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler. Buradan İran'da hüküm süren Türk boylarına, oradan da Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı Türk devletinin Macaristan'da bulunan Kızılelma'yı bulup ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde bir Kızılelma'nın varlığına inandığı ve bu uğurda mücadele ettiği görülmektedir.
Türkler, inandıkları Tek Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi. Bunu Bilge Kağan'ın ; "Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayız. Yine Bilge | | | |